Analist Melis Ateş, depremden etkilenen 11 ildeki sel felaketlerinin HAARP gibi teknolojilerle oluşturulan atmosferik blokajların çökmesi sonucu oluştuğunu ve sürecin bir 'iklim silahı' veya mühendislik çalışması olabileceğini iddia etti.
Haber Giriş Tarihi: 05.05.2026 14:26
Haber Güncellenme Tarihi: 05.05.2026 14:30
Kaynak:
kutahya bulten
kutahyabulten.com
GÖKYÜZÜNÜN ÖFKESİ Mİ, TEKNOLOJİK BİR TAARRUZ MU?
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle depremden etkilenen 11 ilde yaşanan sel felaketlerine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler, dış siyaset uzmanı ve siyasi analist, Kütahya Bülten köşe yazarı Melis Ateş tarafından dile getirildi.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle depremden etkilenen 11 ilde yaşanan sel felaketleri, beraberinde dikkat çekici iddiaları da gündeme getirdi. Afetin yalnızca doğal bir süreç olmadığına yönelik yorumlar öne çıkıyor.
İddialara göre, yıllarca HAARP ve benzeri teknolojilerle bulutların önüne set çekilmesi, atmosferde ciddi bir nem ve enerji birikimine neden oldu. Bu görüşe göre, doğanın kendi dengesini sağlama süreci, söz konusu “atmosferik blokajın” aniden kırılmasıyla birlikte kontrolsüz bir boşalmaya dönüştü. Ortaya çıkan tablo ise sıradan bir yağıştan ziyade “su bombası” etkisi olarak tanımlanıyor.
Aynı değerlendirmelerde, bu sistemlerin İran’ın müdahalesi ya da aşırı yüklenme nedeniyle çökmesi sonucu, biriken enerji ve su kütlesinin ani şekilde boşaldığı öne sürülüyor.
Öte yandan, afetin özellikle deprem bölgelerini kapsayan 11 ilde yoğunlaşması da dikkat çeken bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Depremle birlikte zeminin zaten zayıfladığı, altyapının zarar gördüğü ve bölgenin henüz toparlanma sürecinde olduğu hatırlatılarak, selin etkisinin bu nedenle daha yıkıcı hale geldiği ifade ediliyor.
Yapılan değerlendirmelerde, deprem sonrası gevşeyen toprak yapısının aşırı su yüklemesiyle birlikte heyelan ve sıvılaşma riskini artırdığına dikkat çekiliyor. Bunun yanı sıra, sel felaketinin bölgenin yeniden inşa sürecini sekteye uğratabileceği, tarım alanlarını kullanılamaz hale getirebileceği ve demografik yapıyı olumsuz etkileyebileceği yönünde görüşler dile getiriliyor.
Bazı yorumlara göre ise bu süreç, “iklim silahı” olarak tanımlanan teknolojilerin ikinci aşaması olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede, yalnızca yağışın değil, bulut içindeki statik elektrik ve yoğunluğun da artırılarak yağış şiddetinin “doğal olmayan” seviyelere çıkarıldığı iddia ediliyor.
Şanlıurfa ve Gaziantep’te yaşanan yıkımın, bu müdahalelerin sonucu olabileceği öne sürülürken, “kontrol edilemeyen birikimin bilinçli şekilde yıkıcı bir sürece dönüştürüldüğü” görüşü dikkat çekiyor.
Tüm bu iddialar ışığında yapılan değerlendirmelerde, yaşananların yalnızca bir iklim olayı olmadığı, bölge üzerinde kurgulanan daha geniş çaplı bir mühendisliğin parçası olabileceği ifade ediliyor.
“Doğa, hapsedildiği yerden özgür kalırken en ağır bedeli yine en yaralı coğrafyalar ödüyor. Depremle sarsılan 11 ilin bugün sel sularıyla mücadele etmesi, doğanın değil, doğayı yönlendiren güçlerin yarattığı bir ‘kaos fazı’ olarak yorumlanıyor.”
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
GÖKYÜZÜNÜN ÖFKESİ Mİ, TEKNOLOJİK BİR TAARRUZ MU?
Analist Melis Ateş, depremden etkilenen 11 ildeki sel felaketlerinin HAARP gibi teknolojilerle oluşturulan atmosferik blokajların çökmesi sonucu oluştuğunu ve sürecin bir 'iklim silahı' veya mühendislik çalışması olabileceğini iddia etti.
GÖKYÜZÜNÜN ÖFKESİ Mİ, TEKNOLOJİK BİR TAARRUZ MU?
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle depremden etkilenen 11 ilde yaşanan sel felaketlerine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler, dış siyaset uzmanı ve siyasi analist, Kütahya Bülten köşe yazarı Melis Ateş tarafından dile getirildi.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, özellikle depremden etkilenen 11 ilde yaşanan sel felaketleri, beraberinde dikkat çekici iddiaları da gündeme getirdi. Afetin yalnızca doğal bir süreç olmadığına yönelik yorumlar öne çıkıyor.
İddialara göre, yıllarca HAARP ve benzeri teknolojilerle bulutların önüne set çekilmesi, atmosferde ciddi bir nem ve enerji birikimine neden oldu. Bu görüşe göre, doğanın kendi dengesini sağlama süreci, söz konusu “atmosferik blokajın” aniden kırılmasıyla birlikte kontrolsüz bir boşalmaya dönüştü. Ortaya çıkan tablo ise sıradan bir yağıştan ziyade “su bombası” etkisi olarak tanımlanıyor.
Aynı değerlendirmelerde, bu sistemlerin İran’ın müdahalesi ya da aşırı yüklenme nedeniyle çökmesi sonucu, biriken enerji ve su kütlesinin ani şekilde boşaldığı öne sürülüyor.
Öte yandan, afetin özellikle deprem bölgelerini kapsayan 11 ilde yoğunlaşması da dikkat çeken bir diğer unsur olarak öne çıkıyor. Depremle birlikte zeminin zaten zayıfladığı, altyapının zarar gördüğü ve bölgenin henüz toparlanma sürecinde olduğu hatırlatılarak, selin etkisinin bu nedenle daha yıkıcı hale geldiği ifade ediliyor.
Yapılan değerlendirmelerde, deprem sonrası gevşeyen toprak yapısının aşırı su yüklemesiyle birlikte heyelan ve sıvılaşma riskini artırdığına dikkat çekiliyor. Bunun yanı sıra, sel felaketinin bölgenin yeniden inşa sürecini sekteye uğratabileceği, tarım alanlarını kullanılamaz hale getirebileceği ve demografik yapıyı olumsuz etkileyebileceği yönünde görüşler dile getiriliyor.
Bazı yorumlara göre ise bu süreç, “iklim silahı” olarak tanımlanan teknolojilerin ikinci aşaması olarak değerlendiriliyor. Bu çerçevede, yalnızca yağışın değil, bulut içindeki statik elektrik ve yoğunluğun da artırılarak yağış şiddetinin “doğal olmayan” seviyelere çıkarıldığı iddia ediliyor.
Şanlıurfa ve Gaziantep’te yaşanan yıkımın, bu müdahalelerin sonucu olabileceği öne sürülürken, “kontrol edilemeyen birikimin bilinçli şekilde yıkıcı bir sürece dönüştürüldüğü” görüşü dikkat çekiyor.
Tüm bu iddialar ışığında yapılan değerlendirmelerde, yaşananların yalnızca bir iklim olayı olmadığı, bölge üzerinde kurgulanan daha geniş çaplı bir mühendisliğin parçası olabileceği ifade ediliyor.
“Doğa, hapsedildiği yerden özgür kalırken en ağır bedeli yine en yaralı coğrafyalar ödüyor. Depremle sarsılan 11 ilin bugün sel sularıyla mücadele etmesi, doğanın değil, doğayı yönlendiren güçlerin yarattığı bir ‘kaos fazı’ olarak yorumlanıyor.”
En Çok Okunan Haberler