Yıl 2026. Her şeyimiz "akıllı". Buzdolabımız sütün bittiğini söylüyor, saatimiz kaç adım attığımızı... Ama unuttuğumuz bir şey var 80’li yıllarda bizim evlerimizde "akıllı cihazlar" yoktu, "akıllı insanlar" vardı! Televizyonun üzerine o bembeyaz danteli örttüğümüzde sadece ekranı tozdan korumuyorduk; biz aslında o evi bir "yuva" olarak mühürlüyorduk. Şimdilerde siber güvenlik uzmanları "verilerinizi koruyun" diye bağırıyor. Oysa biz 80'lerde verilerimizi mahallenin en güvenli bulut sisteminde saklardık: "Bakkal Amca’nın beresiye defteri!"
"Çevirmeli Telefonun Sabrı"
Gençler bilmez; 80’lerde birini aramak için parmağınızı o telefonun deliğine takıp sonuna kadar çevirmeniz, sonra o çarkın "vırrrr" diye geri dönmesini beklemeniz gerekirdi. İşte "sabır" o çarkın dönüşünde gizliydi. Şimdi 2026’da saniyeler içinde mesaj gitmeyince sinir krizi geçiriyoruz. Oysa o zamanlar "yanlış numara" çevirdiğimizde bile karşıdakiyle hal hatır sorup, "Kusura bakma evladım, amcana selam söyle" diye kapanan bir nezaket protokolümüz vardı. Hangi yapay zeka bu samimiyeti kodlayabilir?
"Radyasyon mu, Gönül Isısı mı?"
Şimdi kenevir lifleriyle radyasyondan korunmaya çalışıyoruz Ama hatırlayın 80’lerde en büyük radyasyon koruyucumuz, kışın o döküm sobanın üzerinde kuruyan portakal kabuklarının kokusuydu. Evin içinde sinyal kirliliği yoktu, sadece insan kokusu ve gönül ısısı vardı. Komşunun çocuğu hastalandığında, bütün mahallenin "antenleri" o eve dönerdi. Bugün 1000 Mbps internetimiz var ama alt kat komşumuzun adını bilmiyoruz.
Bizi biz yapan, o yoklukta paylaşılan bir dilim "salçalı ekmek"ti. Şimdiki nesle tavsiyemizdir Teknolojiyi kullanın, 2026’nın nimetlerinden faydalanın ama ruhunuzu o 80’lerin "tamir edilebilir" samimiyetinden koparmayın. Çünkü bir gün elektrikler kesildiğinde elinizde kalan tek "akıllı" şey, yanınızdaki insanın elini tutmak olacak.
80'ler ruhuyla ifade edersem Eskiyi özlemek yetmez, eskinin o sarsılmaz "insanlık kimliğini" bugünün dijital zırhına işlemek gerekir.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
MELİHA ATEŞ
"Prizden Çıkarılan Hayatlar"
Yıl 2026. Her şeyimiz "akıllı". Buzdolabımız sütün bittiğini söylüyor, saatimiz kaç adım attığımızı... Ama unuttuğumuz bir şey var 80’li yıllarda bizim evlerimizde "akıllı cihazlar" yoktu, "akıllı insanlar" vardı! Televizyonun üzerine o bembeyaz danteli örttüğümüzde sadece ekranı tozdan korumuyorduk; biz aslında o evi bir "yuva" olarak mühürlüyorduk. Şimdilerde siber güvenlik uzmanları "verilerinizi koruyun" diye bağırıyor. Oysa biz 80'lerde verilerimizi mahallenin en güvenli bulut sisteminde saklardık: "Bakkal Amca’nın beresiye defteri!"
"Çevirmeli Telefonun Sabrı"
Gençler bilmez; 80’lerde birini aramak için parmağınızı o telefonun deliğine takıp sonuna kadar çevirmeniz, sonra o çarkın "vırrrr" diye geri dönmesini beklemeniz gerekirdi. İşte "sabır" o çarkın dönüşünde gizliydi. Şimdi 2026’da saniyeler içinde mesaj gitmeyince sinir krizi geçiriyoruz. Oysa o zamanlar "yanlış numara" çevirdiğimizde bile karşıdakiyle hal hatır sorup, "Kusura bakma evladım, amcana selam söyle" diye kapanan bir nezaket protokolümüz vardı. Hangi yapay zeka bu samimiyeti kodlayabilir?
"Radyasyon mu, Gönül Isısı mı?"
Şimdi kenevir lifleriyle radyasyondan korunmaya çalışıyoruz Ama hatırlayın 80’lerde en büyük radyasyon koruyucumuz, kışın o döküm sobanın üzerinde kuruyan portakal kabuklarının kokusuydu. Evin içinde sinyal kirliliği yoktu, sadece insan kokusu ve gönül ısısı vardı. Komşunun çocuğu hastalandığında, bütün mahallenin "antenleri" o eve dönerdi. Bugün 1000 Mbps internetimiz var ama alt kat komşumuzun adını bilmiyoruz.
Bizi biz yapan, o yoklukta paylaşılan bir dilim "salçalı ekmek"ti. Şimdiki nesle tavsiyemizdir Teknolojiyi kullanın, 2026’nın nimetlerinden faydalanın ama ruhunuzu o 80’lerin "tamir edilebilir" samimiyetinden koparmayın. Çünkü bir gün elektrikler kesildiğinde elinizde kalan tek "akıllı" şey, yanınızdaki insanın elini tutmak olacak.
80'ler ruhuyla ifade edersem Eskiyi özlemek yetmez, eskinin o sarsılmaz "insanlık kimliğini" bugünün dijital zırhına işlemek gerekir.